-
İstanbul Modern Sinema’nın ortasında kocaman bir sütun var!
Ama neden?
Ekranı göremiyoruz. Ben binanın başıma yıkılması riskini göze alıyorum kaldırın onu oradan.
Bu arada 17-27 Şubat tarihleri arasında yine İstanbul Modern Sinema’da “Yalnız Değilim” başlığı altında Kanada sinemasından bir seçki sunulacak. Ayrıntılı bilgi, gösterim gün ve saatleri için:
http://www.istanbulmodern.org/tr/f_index.html

(Nancy Atakan, Pi Artworks, Galeri 1, “Sahtekar Olmadığımızı Nereden Biliyoruz?” sergisinden)
İstanbul Modern’e giderken veya çıkışta Taksim’e dönerken, Tophane Boğazkesen Yokuşu’ndaki galerilerin sergilerine de bir göz atın derim. Hatta birinden bir Tophane Artwalk haritası alın ve civardaki galerileri turlayın. Pi Artworks’teki anlayana çok şeyler söyleyen, eleştiren, dikkat çeken Nancy Atakan sergisi ve Outlet’teki ilginç medyalarla dolu, interaktif İrem Tok sergisini kaçırmayın. Eğer bir de arkadaşımsanız, Pi Artworks’te çay ısmarlarım.

(İrem Tok, Outlet Galeri, “Fade Away” sergisinden)
Bir de kocaman, gerçek periskop koymuşlar galerinin ortasına… Gelene geçene bakıyorsunuz.
-
Cafer Panahi Cannes’da, İstanbul’da, Berlin’de; ama ülkesinde hapiste
Dün ve geçtiğimiz Perşembe İranlı Yönetmen Cafer Panahi’nin 5 uzun metrajlı filmi İstanbul Modern Sinema’da gösterimdeydi. İki perşembe 13:00-20:30 arasında devam eden gösterime ancak dün akşam katılabildim. 2000 yapımı Daire (The Circle) filmini izledim. Film kabaca birbiriyel alakalı veya alakasız dört İranlı kadının hayatlarından kesitler sunuyor. Bu kadınların sürdürdükleri farklı hayatlar zaman zaman kesişiyor ve aslınada büyük benzerlikler taşıyor.
Baskılar, engellemeler, sadece kadın olmaktan kaynaklanan zorluklar… İranlı kadınların kısıtlamalarla dolu, sıradan (!) yaşam öyküsü; yine hiç de olağanüstü olmayan, abartmayan, süslemeyen, acındırmayan, doğal ve gerçekçi bir anlatım dili… Panahi gözünüze sokmaya da çalışmıyor gerçekleri. Onlar zaten orada öylece yaşanıp gidiyorlar, siz ister alın ister almayın. Siz göz ardı etseniz de, kara kara düşünüp üzülseniz de dünyanın bir yerlerinde bazı insanlar, bazen sadece kadın oldukları için, böyle hayatlar yaşamaya mahkum.

Önemli film festivallerinde baş tacı edilen Cafer Panahi, İran’da rejime muhalif görüşlere sahip olduğu gerekçesiyle altı ay hapis ve yirmi yıl sinemadan uzak kalma cezasına çarptırıldı.
-
23 Nisan’da bu blog çocuklarındı :)
Ben de blogumu 23 Nisan’da bir çocuğa devrettim :) Melih adlı arkadaşım bana çalışmasını göndermiş ama ben biraz geç gördüm, ancak yüklüyorum :(
Blogumu renklendirdiği için Melih Bey’e teşekkür ediyorum…

-
Picasso Pera’da
Pablo Picasso’nun Suite Vollard Gravürlerinden oluşan bir seçki Pera Müzesi’nde sergileniyor şu sıralarda. 16 Şubat’ta başlayan sergi 18 Nisan’a kadar devam edecek. Aslında sergiyi gezmemin üzerinden bir hafta geçti; ama ne yazacağımı bilemedim, nitekim hala da bilemiyorum ama deneyeceğim. Picasso’nun eserleriyle ne zaman karşılaşsam ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilemem; bu sefer de öyle oldu. Picasso’nun eserleri anlamaya çalışmak bir yana, kendimi anlamak için de çaba sarf etmem gerekir hep. O yüzden bu yazımda eserleri anlamlandırmaya çalışmaktan çok, biraz daha fiziksel detaylardan bahsedeğim.
Pera Müzesi’nin de web sitesinde yer alan açıklamaya göre Suite Vollard gravürleri sanat tüccarı Ambroise Vollard’ın 100 parçalık siparişi üzerine oluşturulmuş. Yani bu eserlerin oluşturulmasında Vollard’ın etkisi büyük. Sergide de Vollard ve dönemin sataçıları üzerindeki etkisinden bahsedilmeden geçilmemiş. Benim Suite Vollard’dan belirgin bir biçimde aklımda kalan görüntüler mitolojik figürler, çıplak kadın ve erkekler, tecavüz sahneleri (daha doğrusu aşk savaşları), heykeller, heykeltraşlar, modeller ve erotik temsillere ait.

Bu temaların yanı sıra kadın ve erkek matadorlar ve boğa güreşleri de Picasso’nun gravürlerine konu olmuş. Eserlerde beni en çok şaşırtan bir Antik Çağ atmosferinde resmedilen gravürlerde, sanatını icra etmiş veya halen etmekte olan heykeltraşların eserleri olarak belirgin biçimde kübizmin izlerini taşıyan heykellerin göze çarpmasıydı. Picasso bu iki farklı dönemin özelliklerini taşıyan öğeleri aynı bağlamda, başarıyla birleştirmişti. Yaratıcılığına bir kez daha hayran kaldım.
Sergiyi Cumartesi günü gezdiğim için olsa gerek, salon oldukça kalabalıktı. Hatta eserleri rahat rahat incelememi engelleyen bir kalabalık vardı. Bunun yanında ziyaretçiler eserlerle oldukça ilgiliydi. Öyle ki, kulaklıklardan alarak multi medya turundan yararlanan ziyaretçi sayısı kayda değerdi. Hatırlarsanız 2005 Kasım ve 2006 Mart arasında Sabancı Müzesi de Picasso’nun eserlerinden bir seçkiye yer vermişti. Sergiyi binlerce kişi ziyaret etmişti. Oldukça yüksek miktardaki bu ziyaretçi sayısını Sabancı Müzesi’nin yürüttüğü yoğun iletişim aktivitelerine bağlamıştım ben. Ama Pera Müzesi çok da yoğun bir pazarlama iletişimi yürütmemesine rağmen ziyaretçi sayısı azımsanmayacak düzeyde olacak tahminimce. Galiba bizler Picasso’yu seviyoruz ve onun eserlerini görmeyi önemsiyoruz.

Sergide bir de Picasso eserlerini oluştururken kaydedilen görüntülerden oluşan bir videoya yer verilmişti. Videoda sanatçı zaman ve malzeme sıkıntısından dolayı çok kısa süre içinde eserlerini oluşturmak ve kaydetmek zorunda gibi görünüyordu. Bu kısa çizgileri sürekli farklı şekillere dönüştürüyor, sonunda ortaya çıkardığı şeylerle şaşırtıyordu.
Suite Vollard’ı kaçırmamanızı tavsiye ederim. Öyle ya insan hayatı boyunca kaç kere Picasso’nun eserlerini birebir görme fırsatını elde eder ki. Ben sergiyi en az bir kere daha gezmeyi düşünüyorum.
Ayrıntılı bilgi için: http://www.peramuzesi.org.tr/
-
İstanbul Modern- “Akla Dönüş”
Akla dönüş şu sıralar İstanbul Modern’de gösterimde olan ve 23 Mayıs’a kadar devam edecek olan video programının teması. Video programı adını aynı zamanda program dahilinde iki videosu gösterimde olan Man Ray’ın aynı isimli eserinden almış. Videonun yanında yazan açıklamalardan, Man Ray’ın Akla Dönüş videosunu (1923) rayograf adlı fotoğraf tekniğini kullanarak yaptığını öğrendim. Yine videonun yanında yazan açıklamalara göre rayograf kamerasız bir fotoğraf tekniğiymiş. Görüntü elde etmek için objeler doğrudan ışığa duyarlı bir kağıt üzerine yerleştirilip üzerlerine ışık veriliyor ve böylece fotoğraflanıyormuş. Ama Man Ray görüntü elde etmenin yanında, bu teknikle harektli görüntü elde etmiş, yani sinema. Ben bunun nasıl yapılabileceğini hayal bile edemedim. Fikri olan benimle de paylaşırsa sevinirim.
Programda Man Ray’ın yanı sıra Hans Richter’in de oldukça ilginç bir çalışması yer alıyor (Hayaletler, 1928). Richter’in oldukça sıradışı ve mizahi hayal gücünün ürünü olduğunu düşündüğüm “Hayaletler” adlı videosunda da temayı destekler nitelikte bir normale ve dolyısıyla akla dönüş söz konuşu. Ayrıca Nobel Edebiyat Ödüllü Samuel Beckett’in “Ben Değil” adlı eseri de gösterimde olan videolar arasında.
-
İstanbul Modern, geçtiğimiz ay süreli sergi salonundaki Sarkis’in Site sergisinde sergilenen “Sarkis’in büyük zamanları önünde raks eden maymun kafatası heykel”ini sürekli sergi koleksiyonuna katmış. Eser hemen girişte, İstanbul Modern’e adımınızı attığınız anda gözünüze çarpıyor.

(Şu anda sürekli sergide bulunan eserde bu imajdaki heykelin yerine maymun kafatası heykeli var.)
-
Bu arada Sundance ve Berlin Film festivallerinden sonra ilk kez Absolut Vodka’nın Antrepo’da düzenlediği partide gösterilen Spike Jonze’nin kısa metraj filmi “I’m Here” şu sıralar İstanbul Modern’in sinemasında gösterimde. 4, 11 ve 25 Mart Perşembe günlerinde filmi ücretsiz izleyebilirsiniz. (Perşembe günleri İstanbul Modern’de müze giriş ücreti alınmıyor.)
Ayrıca İstanbul Modern 12 Mart- 18 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek olan Filmmor Kadın Filmleri Festivalin’e de sahipliği yapacak. Filmler İstanbul Modern’in yanı sıra Goethe Enstitüsü ve Fransız Kültür Merkezi’nde de izlenebilecek.
-
Antrepo’da Absolut Partisi
Geçtiğimiz çarşamba Absolut Vodka İstanbul Modern’in hemen yanında yer alan, daha önce ev sahipliği yaptığı bienal etkinliklerinden bildiğimiz Antrepo’da bir parti düzenledi. Antrepo 1000 parti davetlisini ağırlayacak şekilde ve gecenin konseptine uygun olarak düzenlenmişti. Gece boyunca davetliler için hazırlanan votkalar ikram edildi. Davetli sayısının ve tüketilen votka miktarının oldukça fazla olmasına rağmen, hazırlanan Absolut’lu karışımlar oldukça lezzetliydi; özellikle ilk defa o gece denediğim zencefilli Absolut favorimdi.
Partide Spike Jonze’nin Absolut Vodka desteğiyle hazırladığı “I am Here” adlı kısa filmi de Sundance ve Berlin film festivallerinden sonra ilk kez gösterildi.

Film iki “öteki” karakter arasında geçen sıradışı bir aşk hikayesini konu alıyordu. Aşk hikayesinin baş kahramanları, insanlar arasında, insan gibi (!) yaşayan; ama yine de onların sahip olduğu bir takım sosyal haklardan mahrum olan iki robottu. Bir gün sıradan ve durağan bir hayat yaşayan kuralcı erkek robot, insanların robotlar için koyduğu sosyal sınırları çiğneyen sıradışı bir kadın robotla karşılaşır ve aşk başlar. Sevgilisi ile daha önce aklından bile geçiremediği çılgınlıkları yapan erkek robotun hayatı bir anda değişir. Nitekim onları kötü sürprizler beklemektedir. Ne olursa olsun sevgilisi için her şeyini feda etmeye hazır olan erkek robotun yaptığı fedakarlıklar oldukça abartılıydı; ama yine de hikaye güzel ve sıcak duygular uyandırdı. Aslında kahramanlarını iki robot olarak tasarlaması yönetmenin hikayesinde inandırıcı veya gerçekçi olmaktan başka şeyler hedeflediğinin göstergesi olarak düşünülebilir. Diğer taraftan 69 doğumlu yönetmenin aşka bizden daha farklı baktığı iddia edilebilir. Bunların yanında bizler her ne kadar Fatma Girik’in tek hayali onu görmek olan kör aşkı Kadir İnanır’a kendi gözlerini vermesi üzerine, Kadir İnanır’ın masmavi gözlerle hayatına devam ettiği filmi (Kambur, 1973) ve benzer öyküleri defalarca izlemiş olsak da , bu “aşkı için her türlü fedakarlıkta bulunma” durumunu yabancıladık.
Film gösterimi sonrasında parti başarılı DJ performansları, bol bol eğlenen bir kalabalık, kalabalığa karışan iki robot ve daha fazla votka ile devam etti…
-
İçimizdeki Zaman- Fotoğraf Sergisi, İstanbul Modern
İstanbul Modern’de Rus, Yunan ve Türk fotoğraf sanatçılarının işlerinden oluşan “İçimizdeki Zaman” temalı bir sergi var bu aralar. Proje bu üç ülkenin ortaklaşa gerçekleştirdiği ilk sergiymiş. İçimizdeki Zaman’da gerçekten de içimizden, günlük hayatta sık sık karşılaşmamız mümkün olan kareler yer alıyor. Sanatçılar bu hayatın içinden anları yorumlamışlar; fotoğraflar da bu yüzden oldukça tanıdık geliyor size. Sergi insanı yormuyor, temalar güzel saptanmış ve başarılı bir şekilde işlenmiş. Ben özellikle Stratos Kalafatis, Peter Lovigin ve Giorgos Kordakis’in eserlerinden çok keyif aldım.

Stratos Kalafatis’in sergide yer alan bir çalışması.
Fotoğraflar 16 Mayıs 2010’a kadar İstanbul Modern’de sergilenmeye devam edecek.
-
Gir Kanıma- İstanbul Modern
Bu ay İstanbul Modern’de “0 Derecede Aşk” temalı film gösterimleri var. Adından da anlaşılabileceği gibi bu filmler soğuk İskandinav ülkelerinde, karda kışta geçen aşk hikayelerini anlatıyor. Bugün bu program dahilinde Tomas Alfredson’un yönettiği Gir Kanıma (Let the Right One In) adlı sıradışı bir aşk filmi izledim. Fimli sıradışı olarak nitelendirmemin nedenlerinden biri aşkın baş kahramanlarının 12 yaşında iki çocuk olması; diğeri ise küçük kızın aslında bir vampir (kendi deyişiyle kanla yaşayan biri) olmasıydı. Filmin sonu ise alışılmış aşk hikayeleri için sıradan olarak nitelendirilebilir belki; ama iki küçük çocuk arasında geçen bir aşk için ise oldukça sıradışıydı.
İstanbul Modern’de veya karşılaştığınız başka bir yerde bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.

Şubat ayı “0 Derecede Aşk” sinema programında Kuzey Kutbu Aşıkları (Lovers of Arctic Circle) ve Bana Sevgi Göster (Fucking Amal) gibi filmler de yer alıyor.